Hikayemiz

İnsanlık kadar eski ama aslında hiç eskimeyen ve abartısız her gün kendini yeniden var eden bir öykü bu. Gerçek bir yaşam öyküsü…

Kimine göre Tanrılar yazdı bu öyküyü, kimine göre Doğa Ana’nın bir lütfu. Bilindikçe değeri, her kim attıysa temeli, üç öğün ona şükretmeli. Çünkü gerçekten de kutsal bir öykü bu. Hiçbir canlının olamayacağı kadar ezeli ve ebedi ve hiçbir canlının olamayacağı kadar cömert oluşu bundandır belki. O capcanlı ve yemyeşil küçük ve sık yapraklarıyla, o kendinden emin geniş ve etrafına güven veren sapasağlam duruşuyla bulunduğu yere bereket getirmekle kalmaz doğanın da en güzel süsüdür. Tanrıların başlarındaki taçtı, Herkül’ün elinde silah, Tutankamon’un başında taşıdığı adaletti.  Nesilden nesile bırakılabilecek en güzel armağandı. Toprağa sapasağlam basan bir maraton koşucusu gibiydi. Kökleriyle medeniyetten medeniyete koşmuş, topraklarına bastığı hiçbir medeniyete vefasızlık etmeden onca yaşına rağmen, bıkmadan ve yorulmadan onu yeni medeniyetlere taşımış, koca koca medeniyetleri birbiriyle sımsıkı bağlamış tarihsel bir figür ve gerçek bir kahramandı. Sonsuzluk, barış, bereket, aydınlık, sağlık, umut ve hatta kutsallık denince akla gelen ilk isimdi. Tarih boyunca hak ettiği saygıyı görmüş önemli bir isimdir bu. Kimilerine göre abartı gelebilir bu söylediklerimiz. Hiç de değil. Bazen bazı şeyleri görmek için gözlerden daha derin şeylere ihtiyaç duyar insan. Kalbiyle bakar, yüreğiyle dokunur. Görmek için sanatçı hassasiyeti sarmalı benliği yani. Beethoven mesela. Ondan önce de notalar vardı, ondan önce de birçok parmak o notalara basmıştı elbette ama hangi el Beethoven’ın ruhlarına inerek notalara verdiği o ahengi verebilmişti?  İşte biz, Beethoven’a dönüşen yüreğimizle bakınca ona, görünenden öte şeyler görüp Beethoven’dan Zethoveen’ı yarattık özcesi. Zethoveen gözümüzle baktığımızda ona atfedilen değerlerin eksik olduğunu görüyoruz mesela. Elbette barıştı o, aydınlıktı, bereketti, sağlıktı, kutsallıktı, umuttu ama aynı zamanda saflıktı, bize göre. Saf emek, saf güven, saf sevgi, saf haz, saf tat, saf aşktı. Ruhuna inerek, onun saflığını ortaya çıkarmak bizim için görevden ziyade, ona karşı üstlendiğimiz bir vefaydı. Alelade bir ağaç değil o. Kökleri tarih öncesinden gelen, usta ellerce aşkla, sevgiyle ama daha da önemlisi yüreğin derinliğinden kopup gelen bir tutkuyla işlenmesi gereken bir eserdir o. Bunun için 5 yıldır bu eserin en şahını yaratmak için canla başla çalışıyor, Zethoveen’ı dünyanın güvendiği bir markaya dönüştürüyoruz. Kimilerine ticari bir iş olarak gelebilir ama bu iş’ten öte bir şey bizim için. Tarihe karşı vefa, çocuklarımıza, torunlarımıza karşı bir sorumluluktur. Aldığımız ödüller bu sorumluluğumuzu başarıyla yerine getirdiğimizin tescili olsa da bizim için yetmez. Saf sevgiyle yoğrulmuş, sağlıkla donatılmış nesiller için daha çok çalışmalıyız. Çünkü biz zeytinin en safından en akıcı ve en güzel besteyi yürekle dokuyoruz.

Zethoveen; yeşilin, saflığın aromatik bestesi…